Sözün sonundayım. Hissediyorum. Herkes bu oyunun parçası, ben dahil. Sanki bir şey yokmuşcasına yan yanayiz. Gözlerimiz ise, birbirini bulmuyor. Çünkü bir tek onlar öğrenemedi yalan söylemeyi.
Küçülüyorum, çocuk. Sona giderken, başa dönüyorum, kim bilir... Ben de senin gibiydim. Zamanın bana dokunmadığı anlarda, dünyanın benim için yaratıldığını düşünürdüm. Öyle de zaten. Bu dünya senin için, çocuk. Sahip çık. Her bir ağaç, her bir taş senin için yaratılmış. Güneşin altında parlayan deniz, sabah seni uyandıran martılar, yeni doğmuş bebeğin kokusu... yaşa, yaşabildiğin kadar. Öyle beylik laflar etmeden, sadece yaşa...
Yanlışlarından öğrenmeye bak. Pişman ol, öfkelen, kavga et. Sev, sahip çık, merhamet et. Yaşamı iliklerinde hisset. Sen, yaratılan en mükemmel varlıksın. Tanrı’nın özeninden geçtin. Annenin sevgisiyle büyüdün. Babanın gücüyle ayakta durdun. Şimdi zaman, senin zamanın. Bu hayat, sana sunuldu. Kabul et.
Koy elini göğsüne, çocuk. Duyuyor musun? Kalbin işte, o. Değerlidir. Sevdikçe, sevildikçe daha çok anlayacaksın varlığını. Sevgilini kollarının arasında tuttuğunda, acınla boğuşurken omzuna dokunan bir elde bulacaksın onu. Kaybetme sakın. Yaşamı, anlamlandıran sevginin kaynağıdır kalbin. Unutma.
Ellerim gidiyor. Sesim gidiyor.Bedenim beni terk ederken, kalbimi sana bırakıyorum, çocuk. Ona iyi bak...
Mine Bircan
Subat'11
Subat'11